Yazar: Hatice ÇAĞIRAN
KENDİ HİKAYEMİZİN RAPORU
Bugün dünyada kaç dil konuşu luyor, kimler hangi kutsal kitaba inanıyor, gökyüzünde kaç çeşit bayrak dalgalanıyor, inanın bir önemi yok. Askeri operasyonla rın, füze saldırılarının olduğu, ço cuklarımızın istismara ve zulme uğradığı ve modern zaman illüz yonlarının içinde kaybolduğumuz şu günlerde, gerçeği görmek için tek bir ayrım yeterli: HAK yolun dan gidenler ve gitmeyenler.
Aslında hayat, en büyük ve en kusursuz operasyonel süreçtir. Bizler ise bu sürecin hem uygu layıcıları hem de denetçileriyiz. Peki, her şeyin bu kadar manipüle edildiği, savaşların kışkırtmalarla harlanıp "gerçeğin" bin parçaya bölündüğü bir çağda, bizler rota mızı nasıl bulacağız?
Günümüzde "kötülük", artık sadece kaba kuvvetle gelmiyor; zihnimize sızan dijital kışkırt malarla ve "hemen inanmamızı" bekleyen sahte anlatılarla geliyor. Ünlü düşünür Socrates'in dediği gibi: "Sorgulanmamış bir yaşam, yaşanmaya değer değildir." Eğer bize sunulan her bilgi kırıntısını, her nefret söylemini sorgulama dan kabul edersek, aslında "kötü lerin" hazırladığı senaryoları da onaylamış oluruz. İnsanlık adına birlik olmanın ilk kuralı, bize dayatılan ve insani değerlerimize aykırı olan her şeyi kendi vicdan filtremizden geçirmektir. Savaşın, ayrımcılığın ve nefretin oldu ğu her yerde bir manipülasyon vardır ve gerçek, o sisli perdenin ardında, dürüst insanların el ele vermesini bekler.
Mesleki bir gözle baktığımızda, denetim sadece sonuçlardan veya verilerden ibaret değildir; dene tim, bir yapının doğruluğunu, sürdürülebilirliğini ve güvenilir liğini teyit etmektir. Bir insanın iç dünyasındaki en büyük denetçi vicdanı olması gibi mevcut ya pıların da içerisindeki en büyük denetçi kültürel yapısı olmalıdır.
Mevlana ne güzel özetlemiş: "Dün akıllıydım, dünyayı değiş tirmek istedim; bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum." Eğer her birimiz kendi iç denetimimizi yapsak, başkalarının manipülas yonlarına karşı bir "iç kontrol sistemi" geliştirsek, savaş çığırt kanlığı yapanların sahte raporları ellerinde patlar. Kötülük daha çok denetimsiz toplumlarda, insan ların "her söylenene inanma" zaafından beslenerek büyür. HAK yolunda yürümek, korkmadan cesaret ile eğilmeden bükülme den tüm kötülüklere karşı durmak çocuklarımız ve gelecek nesiller için en büyük sorumluluğumuz dur.
Dinimiz, dilimiz ya da ırkımız ne olursa olsun; bir çocuğun gözyaşı her dilde aynı acıdır. Savaşın yıkımı, hangi coğrafyada olursa olsun aynı enkazı bırakır. HAK’kın yanında olan bizler, kötülüğün kışkırtmalarına karşı "birlik" denilen o sarsılmaz kale yi inşa etmek zorundayız.
Unutmayın, en büyük manipülas yon bizi "ayrı" olduğumuza inan dırmaktır. Oysa HAK yolu tektir ve bu yol ilimden, dürüstlükten, merhametten ve adaletten geçer. Bir denetçi titizliğiyle hayatı, haberleri ve niyetleri incelemeli; dünya tarihini okumalı, "kötülüğe ve karanlığa" yer vermeyen bir dünya için sesimizi yükseltmeliyiz.
Sonuç olarak; kötülük bir projey se, iyilik de o projenin en büyük engelidir. Gelin, her duyduğumu za inanmayarak, özümüze döne rek ve "HAK’kın" tarafında saf tutarak dünyayı daha yaşanabilir kılalım. Çünkü hayatın sonunda hepimiz, elimizdeki o en büyük raporla baş başa kalacağız: Kendi hikâyemizin raporuyla…



