Yazar: Peren KISTAK
KEŞKE’YE RAĞMEN Durmak, Nefes Almak ve Devam Edebilmek
Hayat genellikle hızla ilerliyor olsa da bizim için her zaman aynı tempoda değildir. Günler akarken, yapılacaklar sürerken, insan bazen fark etmeden yavaşlar. Bu yavaşlama çoğu zaman bilinçli bir duraklama değildir; daha çok içeride bir yerde bir şeylerin gerildiğini, hızın eskisi gibi akmadığını hissettiğimiz anlar gibidir. O anlarda dikkat dışarıdan içeriye doğru kayar. Geçmişle bugün arasında ince bir hat belirir ve zihin, bugünden geriye bakmaya başlar.
Bu bakış genellikle belirli eşiklerde daha belirgin hâle gelir. Takvim değişirken, bir yıl kapanıp diğeri başlarken, bir iş tamamlandığında ya da beklenmedik bir sonuçla karşılaşıldığında, insan ister istemez durur. Yapılanlar kadar yapılamayanlar da görünür olur. Yarım kalan işler, ertelenen kararlar, sonraya bırakılan niyetler aynı anda zihnin önüne düşer. Bu anlar çoğu zaman sakin bir değerlendirmeden çok, insanın kendisiyle kısa ama yoğun bir temas yaşadığı anlardır. Ve bu temasın içinde, adı konmasa da tanıdık bir ağırlık dolaşır.
Bu temas anlarında yaşanan şey her zaman net değildir. İnsan çoğu zaman tam olarak ne hissettiğini adlandıramaz; sadece bir huzursuzluk, bir eksiklik ya da “bir şeyler yolunda gitmiyor” cümlesinin duygusu vardır. Zihin bu hissin etrafında dolanır, anlam vermeye çalışır. Olan biteni düzeltmek ister; geriye dönüp bakar, alternatif senaryolar üretir. İşte bu noktada ortaya çıkan o büyülü kelime, yaşananı tanımlamaktan çok onu yönetmeye çalışan bir zihinsel harekettir: Keşke…
Keşke, basit bir pişmanlık ifadesi değildir. Daha çok zihnin, rahatsız edici bir hisle baş etmeye çalışırken başvurduğu tanıdık bir yoldur. Olanı olduğu gibi kabul etmek zor geldiğinde, zihin “başka türlü olabilirdi” ihtimaline tutunur. Bu tutunma, geçmişi gerçekten değiştirmekten çok, bugündeki sıkışmayı hafifletme çabasıdır; ancak bu çaba çoğu zaman rahatlatmaz. Aksine zihni aynı noktada tutar, eleştiri oklarını sertçe savurur ve kişiyi bugünden uzaklaştırır.
Bu döngü uzadıkça, yalnızca zihinden geçen bir düşünce olmaktan çıkar; bedende de karşılık bulur. Omuzlar fark etmeden gerilir, nefes daralır, göğüste bir baskı hissi oluşur. Zihin geçmişte kaldıkça, şimdiyle temas zayıflar, seçenekler azalır, bakış açısı daralır. İnsan, bugünde hareket etmekte zorlanır. Tam da bu yüzden keşke, yalnızca geçmişe dair bir düşünce değildir. Bugünü zorlaştıran bir zihinsel alışkanlığa kolaylıkla dönüşebilir.
Bu döngüden kurtulmak, bu sıkışmadan çıkmak, bu ağırlığı dağıtmak için genellikle bir karar vermek isteriz ve bunun en tanıdık yolu da yeniden başlamaktır. “Bu kez farklı olacak, artık böyle yapmayacağım, bu defa kendime söz veriyorum.” cümleleriyle bezenmiş yeni listeler hazırlanır, hedefler yazılır, niyetler tazelenir. Yeniden başlamak ve hatta yeniden başlamaya karar vermek bile, insana geçici de olsa bir ferahlık sağlar; çünkü hareket hissi verir. Bir şey yapılmaktadır ve bu, umudu canlı tutar; ancak çoğu zaman gözden kaçan bir nokta vardır: Yeniden başlama kararı alınırken, daha önceki seferlerde kullanılan yöntem nadiren sorgulanır. Aynı hızla, aynı beklentiyle, aynı iç sesle yola çıkılır. Sadece tarih değişmiştir; bakış açısı değil. Bu yüzden yeni hedefler, bir süre sonra eski yorgunlukla karşılaşır. Zihin yine acelecidir, beden yine gergindir, iç ses yine serttir. Ve fark edilmeden, bugün kurulan niyetler geleceğin keşkelerine dönüşmeye başlar.
Buradaki sorun niyetin kendisi değildir. İnsan değişmek istemekte samimidir. Sorun, değişimin yalnızca dışarıdan beklenmesidir. Daha disiplinli olmak, daha güçlü hissetmek, daha kararlı durmak… Oysa içerdeki ilişki aynı kaldığında, dışarıdaki adımlar da benzer sonuçlar üretir. Bu koşullarda yeniden başlamak, çoğu zaman aynı döngüyü farklı bir isimle sürdürmekten öteye geçmez.
İşte tam bu noktada durmak, nefes almak ve devam etmek bir ihtiyaç hâline gelir; çünkü mesele artık ne yapacağımız değil, nasıl yaptığımızdır.
Durmak, sandığımız gibi fiziksel bir duruş değildir. İnsan zaten gün içinde pek çok kez durur. Burada sözünü ettiğimiz durmak, içerideki hızın fark edilmesidir. Zihnin “bir şey yapmalıyım” dürtüsünden bir anlığına çekilmesidir. Kendine “şu an gerçekten ne oluyor?” sorusunu sorabilmektir. Bu, özel bir beceri gerektirmez. Acele etmeyen bir dikkat yeterlidir.
Durmanın ardından gelen nefes, bedene ve zihne verilen sade ama güçlü bir mesajdır: Buradayım. Elbette herkes nefes alır; ancak çoğu zaman nefes fark edilmeden tutulur. Omuzlar yukarıdadır, göğüs dardır, çene sıkıdır. Buradaki nefes derin ya da teknik bir nefes değildir. Daha çok, nefesin beden içinde biraz daha yer kaplamasına izin vermektir. Nefes uzadığında beden şunu anlar: Acil bir şey yok, güvendesin. İşte bu fark, nefesi sıradan bir alışveriş olmaktan çıkarır.
Bu duruş ve bu nefes, zihnin tonunu değiştirir. Düşünceler kaybolmaz; ama daha az bağırarak konuşur. Eleştirel iç ses elbette susmaz; fakat tek söz sahibi olmaktan çıkar. Nefesin farkı tam da buradadır. Düşünceleri susturmaz; onlarla araya mesafe koyar.
Devam etmek, işte bu mesafeden sonra mümkün olur. Devam etmek her şeyi düzeltmek değildir. Güçlü hissetmek ya da emin olmak da değildir. Çoğu zaman çok küçük bir harekettir. Bazen bulunduğun yerden kalkmak, bazen bir cümleyi yeniden kurmak, bazen de “şu an bunu yapmayacağım” diyebilmektir.
Devam etmek, bir sonuca değil, temas hâline bağlıdır. Bu temas her zaman net bir yön duygusuyla gelmez. Bazen insan nereye gittiğini bilmeden yürür. Bazen yön değiştirir, bazen hız keser. Bazen de dışarıdan bakıldığında ilerlemiyormuş gibi görünür; ama içerden bakıldığında, kaçmadan orada kalabilmek de devam etmektir. İnsan tökezlediği yeri inkâr etmeden kabul edebildiğinde, hareket alanı genişler. Ayağa kalkmak her zaman hızlı olmaz; ama mümkündür.
Durmak, nefes almak ve devam etmek… geçmişi düzeltmenin değil, bugünü daha yaşanabilir kılmanın bir yoludur. “Keşke”, bu noktada bir yargı olmaktan çıkar; dikkati nereye vermemiz gerektiğini gösteren küçük bir uyarıya dönüşür.
İnsan her şeyi farklı yapamayabilir; ama nasıl yaptığını fark edebilir. Hangi hızla yaşadığını, zorlandığında kendine hangi sesle yaklaştığını, aceleyle mi yoksa temasla mı ilerlediğini fark edebilir. Çoğu değişim, büyük kararlarla değil; bu fark edişle başlar.
Belki de mesele yeniden başlamak değildir. Aynı yerden, aynı sertlikle yeniden başlamamaktır. Bir an durabilmek, nefesi fark edebilmek ve sonra — her şey netleşmeden — küçük ama sahici bir adımla devam edebilmektir.
İşte “keşkeye rağmen” tam olarak budur.



